Spor
yazmayacaktım ama olmuyor! AKP iktidarı
ahdetti Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy’u devirecek!
Neyi devirmediler ki?
İstedikleri her şeyi
yapmaktan geri kalmıyorlar. Hak, hukuk hak getire, akıllarına ne
geliyorsa yapıyorlar!
Asgari ücrete otuz beş lira
verdiler, yüz liradan fazla geri aldılar! Memur maaşlarına yüzde dört
zam yaptılar. Doğalgaza ise yüzde yirmi! Elektriğe, suya! Bir süre önce
ekmeğe yüzde yirmi!
Canı çıktı, çıkacak milletin! “Of”, “Ah”,
“Vah”, “Yandım”, “Bittim”, “Aç kaldım” ve “Ne olacak halimiz” diye
bağıranı, inleyeni dinleyen yok!
Sat, sat kullan! Sat sat ye! Bütün gözler
bereketli topraklar üzerinde!
“Ayağını yorganına göre uzat demiş”
atalarımız!
Ne ata sözünü anımsayan ne de
Atatürk’ü aklına getiren var! Oysa ülkemizde ısrarla ismi
üzerine sünger çekilmeye çalışılan Atatürk’ü İsveçliler bizden daha iyi
anlar gibi bir hareket ve davranış içindeler. İsveç’te ilköğretim
öğrencilerine öğretmenleri derslerde “Bir de Atatürk gibi düşünün”
diyorlarmış! Ne demek bu?
Yarabbi bu siyasilerle, salon
Atatürkçüleri ısrarla Atatürk ismini yok etmek için uğraş verenlere,
İsveçli öğretmenler kadar ANLAYIŞ nasip eyle!
AMİN!
İsveç halkı, dost bildikleri bir ülkenin
Ata’sından ürkmeyecek, korkmayacak kadar cesur ve kendinden emin! Ya
bizimkiler?
“Ata’ya saygı duruşunda sap gibi
ayakta durmaya gerek yok” diyecek kadar değişik söylemlerle
günümüze kadar gelenler, onları buralara kadar getirenler!
Bakalım heykellerini kaldırmaya ne zaman
sıra gelecek!
Milli Nizam Partisi kurulduğundan beri,
hatta Demokrat Parti iktidarından beri atılan tohumlar; yeşerdi,
filizlendi, büyüdü, kocaman oldu. Sis gibi sardı dört yanımızı, bakalım,
kapkara bulut olup, taş gibi ne zaman başımıza yağmaya başlayacak!
Özelleştirme bütün hızı ile devam ediyor;
duyum o ki akarsuların satımı da gündemdeymiş! Ne ala! Böyle devam
ederse koca bir ülke bir zümrenin eline geçecek. Aslında onların değil,
yabancı ağababalarının eline geçecek! Geçer ya ne olacak ki; kim kimin
yanında!
On beş on altı yaşlarında çocuklar büyük
ortaklıklar kurduklarına, genç yaşta büyük iş adamları olduklarına göre
mesele anlaşılıyor! Çocuklar; alımlı ve bakımlı çocuklar elma şekeri
yerken; diğer çocuklar acından inim inim inliyor! Ayaklarında pabucu,
sırtlarında okul çantaları yok!
Bu zulüm değil mi? Bütün bunların adı
zulüm olmasaydı Tevfik Fikret:
“Zalimin topu var, güllesi
var, kal’ası varsa
Hakkında bükülmez kolu,
dönmez yüzü vardır”
diye haykırır mıydı?
Haklı olanların, inleyenlerin bir gün
akılları başına gelirse işte o zaman haksızlık yapanlar anlar neler
olduğunu! Anlamazlarsa Süleyman Demirel’in bir sözünü hatırlatmak
isterim. Ne diyordu Demirel:
“Tetikteki parmağın merhameti
olmaz!”
En büyük “Silah sandık”tır.
Sandık ters dönerse vay olanlara!
Yahu! Nasıl başladım, nasıl devam etti!
Dalıp gitmişim! Oysa ben Sarıyer Spor Kulübümüz Başkanı Tahir
Sarıoğlu’na bir aferin çekecektim. Baskılara rağmen (Sarıyer Belediye
Başkanımız bu konuda baskı yapmamız, sözüm diğer baskı gruplarına (!)),
yıllarca kader birliği yaptığı Haluk Ulusoy’un yanında yer aldığı için!
Olağanüstü genel kurulda seçim maddesi konulması için imza istenmiş
olmalı ki bu yolu takip etti. İmzalamayınca da olan Başkanı olduğu
kulübe oldu ve iddaa kopanlarından ismi çıkarıldı. Yani başkanı olduğu
kulüp cezalandırıldı.
Sarıyerli olarak ben de olsam aynı şeyi
yapardım. Tebrik ederim Tahir Başkan.
Kilyos Türban Tesisleri iyi
çalıştırılamıyor. Sedat Özsoy zamanında Turbanı kiralayan kişi başarılı
olamadı. Belediye el değiştirince Turbanı çalıştıranlar da değişti ama
yine tam randıman alınamadı.
Sarıyer Spor Kulübü, belediyenin
sırtında bir kambur olarak görülüyor. Turban tesisleri, belediyece
Sarıyer spor kulübüne devredilebilir. Böyle bir karar
alındıktan sonra Belediye Başkanı Sayın Yusuf Tülün “İşte size imkân,
artık belediyeye ihtiyacınız olmaz, düşün yakamızdan” desin ve
kurtulsun! Kulüp de kendi ayakları üzerinde yürüsün!
Sayın Yusuf Tülün, böyle bir imkânı,
bolca oy beklediği ilçenin tek profesyonel kulübü olan Sarıyer Spor
Kulübüne verir mi?
Bazı kişilerin; “Doğru ama ne gereği var.
Konuşuyor, yazıp çiziyorsun” şeklinde konuştuklarını duyar gibiyim. Ben
de bu dostlara Erasmus’un şu sözü ile yanıt veririm:
“Mademki
söyleyeceklerim doğru, neden susayım ki!”
İbrahim BALCI
23.01.2008