Futbol maçlarını izlemek
eski dönemlerde çok daha zordu. Çünkü maçları izlemenin külfeti tahmin
edilemeyecek kadar çoktu. Trafik sorunu yoktu ama vasıta sıkıntısı vardı.
Maçlar uzak statlarda yapılıyordu. Vapurla veya seyrek işleyen halk
otobüsleri ile gidelecek. Çoğu kes muhtelif yerlerden tramvaylara aktarma
yapılacak ve stada gidilecekti. Dönem II. Dünya Savaşının en yoğun olduğu
yıllar. Yani 1940-1946 arası. Spor yapacak çağdaki insanın cebinde paso
parası yokken maçlara nasıl gitsin, gidebilsin ki. Cebi sıcak olanlar
koşardı tuttuğu takımların peşinden. Maçları izlerler, semte döndükleri
zaman gidemeyenlere maçı spor yazarı edasıyla masal anlatır gibi
anlatırlardı.
O dönemde maçlara
gidemeyenlerin imdadına radyodan naklen yayınlar yetişirdi. Radyo da her
evde yoktu ki. Ya bir kahve köşesinde radyo izlenecek veya bir komşu
evinden! Bu arada günlük gazeteler ve haftalık spor mecmuaları da
maçları tafsilatlı verdiğinden meraklılar okumak suretiyle bilgi sahibi
olurlardı.
Radyo, gazete ve mecmuaların değerlendirmelerde büyük etkisi
olur. Adam seyretmemiştir ama radyo dinlemiş, gazete ve dergi okuyarak
futbolcuları tanımış ve bilgi sahibi olmuştur. Bir de dinlemişliği ve bu
yoldan bilgi sahibi olmuşluğu ve kulak dolgunluğu vardır. Bu bir
zenginliktir. İşte bu şekilde oluşlarla kendilerini yetkin kabul edenler
“En” leri tespite başlarlar. Tabii ki tespitler saatlerce süren
tartışmaları da beraberinde getirir. Ama sonuç da galip gelen daima
maçları çıplak gözle izleyenler olur.
Günümüzde de bu tür tartışmalar ve değerlendirmeler olur. Ama
daha kolaylıkla ve daha anlayışla, daha da isabetli tespitler yapılır.
Nedeni de maçların çok daha rahat seyredilmesi. Seyir zevkinin dorukta
olmasıdır. Futbolun endüstri olduğu bu yıllarda elbetteki tespitlerde
isabet daha fazla olur. Zira çıplak gözle seyredildiği gibi
televizyonlarda defalarca izleme olanağı var. Videolar, CD ler var.
Onlarca TV kanalından başka radyo yayınları var. Tabii ki basın; yani
sayısız günlük ve haftalık siyasi ve spor gazeteleri, haftalık, aylık
dergiler! Yani demek isterim ki; günümüzde değerlendirmeler çok daha
kolay ve isabetli yapılır.
Bu yazımda Sarıyer Spor Kulübümüzün geçmişinden bahsedeceğim.
Arayışım; kuruluşundan günümüze kadar Sarıyer futbol takımının en iyi on
birlerini bulmak olacaktır. Bunun da sağlıklı olabilmesi için beşer
yıllık periyotlarla değerlendirme yapacağım.
Tespit ettiğim futbolcuları tanıyanların (bilhassa ilk on
yıldaki) sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. O dönemin
futbolcularından bir kısmını bende hayal meyal hatırlıyorum. Zira
Sarıyer’in ilk üç sezon lig maçlarını ben de izlemedim. Ancak, yazlık
maçlarını Çağlayan sahasında (Eski saha, şimdi burada sanayi çarşısı
var, Y.Z.Öniş Stadı karşısı) izledim. Durum böyle olunca biraz kulak
duyması, biraz gözlem daha çok da ilk dönemlerdeki Sarıyer takımında yer
alan futbolcuları bilahare çok yakından tanıma imkanı bulmam ve
haklarında yeterince bilgi sahibi olmamdan kaynaklanmaktadır.
O halde “En İyi On bir” leri tespit edelim. Sarıyer futbol
takımının 1940-1945 yılları arasındaki en iyi on biri (Takım dizilişi DW
sistemi üzerinden yapılmıştır):
Cemil Sivri
Numan Uzun, Burhanettin
Türker
Ahmet Canel, Zekeriya Toksavul, Küçük
İsmail (Ormanli)
Halim Şenocak, Selahattin Yarar, Mesut Seçen, Celal
Demir, Müfit Güven
Bu takıma; İngiliz hakkı (Filyos), Sabri Erimli, Sadık Hut, Selahattin
Okumuşoğlu, Ormanlı Ahmet, İsmail Kızıltuğ, Şahap Aksaçlı, Ziya Erimli,
Ormanlı Ahmet ve Ormanlı Turgut, hatta sakatlanarak futbol yaşamını çok
genç yaşta noktalayan Nazım Özbay da girebilir.
İkinci periyotta, yani 1946-1950 döneminde şöyle bir on bir
kurulabilir:
Nafiz Dorken
Numan Uzun, Nemci
Erdoğdu
Muhsin Karauçak, Rafet, İrfan
Saruhan
Hikmet Öziş, Celal Demir, Yusuf Kocabal, Selahattin Yarar,
Yahya Gençdoğan
Bu takıma; Yasin Yılanlıoğlu, Mehmet Gülümser, Fahri Kalander, Hüseyin
Kolcu, Maksut Cevahir, Kasap Feridun, Kamil Filburnu, Nemci Erdoğdu,
rahatlıkla girebilirler.
Üçüncü beş yıllık periyotta, yani 1950-1955 yılları arasında
yeni yeni isimler meydana çıkar: Bu dönemin kadrosu şöyle olabilir:
Necip Ergen
Musa Demirel, Fuat
Bıçakçı
Kenan Dereli, Dursun Ali Baran, Hayri
Tezcan
Sarı Sedat, Fikret Kocabal, Mesut Seçen, İbrahim Demirtaş,
Dursun Birincioğlu
Bu takım içine; Ruhi Erman, Tarık Acıman, Gümüştekin Atabinen, Şükrü
Bayraktar, Keçi Sami, İbrahim Pırnal, Şevket Çelikkol, Mustafa Doğan,
Fikret Sezer, Ayhan Erman rahatlıkla girebilirler.
Sarıyer Spor Kulübü profesyonelliği 1956 yılında kabul etti
ve 1956/57 sezonunda lig maçlarına katıldı. O sezondan günümüze kadar;
İstanbul Profesyonel Mahalli Ligi, İstanbul profesyonel I. Mahalli Ligi,
III. Türkiye Ligi, II. Türkiye Ligi ve I. Türkiye Liglerinde başarı ile
yer aldı.
Sarıyer Profesyonellik dönemlerinde birkaç sezon hariç hemen
her sezonda güçlü kadroları ile isminden en çok bahsettiren takımlardan
biri olmayı bilmiştir. Müthiş transferleri ile göz doldurmuş, pek çok
futbolcusu I. Türkiye Ligi kulüplerine transfer etmiş, yine pek çok
futbolcusu Türk Milli takımının değişik kategorilerinde oynamak
başarısını göstermişlerdir. Hatta, Türkiye’de tüm zamanların “En İyi On
biri” nde yer alan Cemil Turan gibi bir futbol ustasını yetiştirmiştir.
Bunları belirttikten sonra 1956-1960 dönemine gelebiliriz. Bu dönem az
çok bilinir! Bir çok kimse tarafından çok iyi bilinir, kimilerince iyi
bilinir, kimilerince de sadece bilinir. Herkesçe bilinmesini
istediğimden bu beş yıllık periyodu da değerlendirmeye alıyorum. Bu
dönemin “En İyi On Biri” de şöyle yapılabilir:
Rıza
Küçükerol
Kenan Dereli, İlhami
Erda
Oktay Ungan, Minhacettin Barut, Doğan
Boruk
Yılmaz Gökdel, Mustafa Yürür, Şenol Birol, Çetin
Ünal, Yüksel Sayan
Bu dönemde, yani 1956-1960 döneminde Sarıyer takımında
fevkalade futbolcular transfer edildi. Semtten de iyi futbolcular
yetişip oynadı. Ayhan Erman, Gürbüz Tür, Hüseyin Mevlit (Kıbrıslı),
Zülfikar Çotuk, Kaplan Öğretmen, Yücel Tanman, Turan Oguş, Kaya Girgin,
Metin Aydın, Oktay Sertelli, Şevket Gülen, Şevket Çelikkal bu takım
rahatlıkla kendilerine yer bulabilirler.
İbrahim BALCI